ne olursan ol gel, ama çok uzun kalma

mevlevi tekkesi değil canım burası

31 Temmuz 2012 Salı

soluğun diyorum.

soluğun diyorum, soluğun. uyuyor musun ? ötmesin böcekler dışarda, şu an göğsün bir kabarıyor, bir iniyor. gök gürültüsü, soluğuna eşlik ediyor. soluğun diyorum, duyuyorum. uyu, daha derin uykular kalsın, sabah kalkınca yastığında. ve karıncalar başka sabaha uyansın, seni rahat bıraksın tüm zorbalıklar. belki on saniye bir yağmur yağsın, nefesini tutarım. uyanma sen, bu ne sesi deme, uyu, seller aktığında camdan bakma mesela. öyle güzel soluyorsun. uyu bir de alnında hafiften boncuk ter biriksin, açma o boncuk gözlerini. arada anlamıyorum ama laf da ediyorsun, öyle güzel soluyorsun. kışın sahilde özgürlük oluyorsun. yalnızlık, başka sahillere vuruyor. arada bir limana uğruyorsun, yat uyu, dinlen, duvarlardan öte duyuyorum, çok güzel soluyorsun. uyuyorsun, bir kolum ensenin altında, soluyorsun. sabah taze bir çiçek gibi, güneşe bakacaksın. sabah olunca dudaklarıma soluyorsun. ve o kadar güzel uyuyorsun ki, öpsem uyanır mı prenses diyorum. pamuk. bu lanet böceklerden nefret ediyorum, sen biraz kızgın soluyorsun. göğsün sinirden kalkıyor iniyor, bir yağmur başlasa da pencereden dışarı baksak, sonra sarılsak, şömine olsa mesela, yanında uyusak. soluğun diyorum, nasıl olurdu acaba, birlikte solusak ? bir alnın terlese uyusak,soluğun bir göğüslerin terlese uyumasak ? soluğun diyorum.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

olmamışın hikayesi

-oğlunuz ne işle meşguller ? diye sordu kızveren, babanın yüzünde bir gülümseme belirdi, anne atıldı: -oğluşum sinemacı. dedi. -hangi sinemanın sahibi ? dedi kızveren. o andan sonra kalkıp gitmek geldi içinden. daha önce de kız istemek istemediğini, ailelere biz evleniyoruz, sizin sadece gönlünüzü yapalım diye bir tanışma merasimi gerçekleştirelimi anlatacağız diye konuşmuşlardı sevgilisiyle. -erdal yönetmen babacım. dedi kız. bizim oralarda şipşakçıya, sinemaya kız vermezler de, kurtar beni bu bitmez azaptan müstakbel babacığım diye geçirdi içinden. her şeyi içinden geçirebiliyordu, her şey içimden geçebiliyor, ben bir kara deliğim, her şey ayrı yazılır diye bir yazılama görmüştüm diye geçirdi içinden. -neleri yönettin oğlum ? diye sordu kızveren. en başta düşüncelerimi yönettim, sonra duygularımı, bir keresinde sakat olduğum için oynayamadım saha kenarından oynayan arkadaşlarımı yönettim. korner yarım goldür babacığım, kızı istedim, ortayı yaptım, üç korner de bi penaltı, onu da kaçırmam artık iki kere daha isterim ağzını burnunu kırarım senin. -geçen sene ilk uzun metraj filmimizi çektik. -kısası da mı var bunun ? şimdi şöyle oluyo, ben bu hatunla, yani af edersiniz kızınız olacak mahlukatla bi ara takıldım, tekrardan af edersiniz, böyle zirzop, hovarda, aklı bir karış havada bir kızdı, tıpkı benim gibiydi. duygu muygu yoktu anlayacağınız. sonra aradan üç yıl filan geçti, ikimiz de otuzumuza yaklaşıyorduk, değişmiştik biraz, tabi bu arada boş da durmadık, ama olur gençlik halleri. bu sefer sanki o beni, sanki ben onu bekliyormuşuz gibi oldu. son bir buçuk yıldır da sevgiliyiz. yani demem o ki kısası da var. -okuldayken derslerden geçmek için çekerdik, bir de kısa filmin özel festivalleri var. -aşkım ben babama bahsettim zaten, hatta çok memnun oldu. -düzenli bir işin var mı? paso soruyordu, kızveren. var! ilk zamanlardaki kadar sık olmamakla beraber, haftada en az iki kez kızınızla sevişiyorum. bunun dışında sitelere erişimi engelleyen baskıcı sistemi yenmek adına sıklıkla porno sayfaları ziyaret ediyorum. ve tabi ki tuttuğum takımın maçlarını kaçırmam. -yani bu aralar yeni senaryo yazmaya çalışıyorum, bir de trabzonsporun maçlarını kaçırmam. -kızım bu trabzonsporluymuş, olmaz bu iş. -babacım zaten kadrolarının yarısı bize geldi, kalan yarısını da alırız, o da galatasarayı tutar. baba bi şey söylesene lan, yalnız bi şey var de, üstüne patlat espiriyi bi şey ayrı yazılır. bi şeyin r sini söyleyenin amına koyayım de. -bizim oğlan küçükken galatasaraylıydı zaten. ne var lan? büyüdüm artık. -her insan çocukken hata yapar, önemli olan hatadan dönmektir. kimileri hep çocuk kalır. malum ben büyüdüm. babacığım hemen karşı devrimci ol zaten. -aman canım bırakın maç muhabbetini. dedi kızverenin karısı. niye zoruna mı gitti, kocanın takımı küçük trabzon oldu işte, kocan da küçük zaten, fizik olarak değil mental olarak sezona hazır değil, kızın da küçüktür şimdi senin gözünde. ah siz anneler nasıl da yiyorsunuz o sevimli bebek tavırlarını, ha ben de yedim yemedim değil. ama inan müstakbel annem sabah özenerek hazırladığın kahvaltıdan sonra o tavırları görünce tutup masayı suratına çarpasın geliyor. -maç biter, dostluk kalır. ya anne ya, sen de mi onlardansın. -ben iç güveysi olmak istiyorum. hahaha mavi olunca güzel gözler, kedi gibi parladı. ne oldu canım annem? bundan sonra dost kalalım mı? -gördünüz mü annem nasıl bakıyor, ciddiye aldı beni. işte ben böyle bir annenin oğluyum efendim, siz hiç merak etmeyin boynu bükülmeyecek kadar gururlu bir aileden geldiğim için ne sizin ne de kızınızın başını öne eğmem, gerekirse taş taşarım. hem o da çalışacak, birlikte mücadele edecek tıpkı annem-babam ve sizler gibi birlikte başaracağız. yalnız futbolcular kalır adamlar gider. of yine tutamadım kendimi, niye bu son lafı söyledim, diye geçirirken içimden. -bak oğlum, kız babası olmak zordur, kızım zaten bana izin verirseniz evlenmek istiyorum demedi, ben bu adamla evlenicem dedi... koyduk mu? -bu yüzden ona kızgın da değilim. yapma bunu! -sana bir şey demem ama, aferin ayrı yazıyosun. -annen baban çok saygı değer insanlar. bitsin artık bu çile. -şimdi siz aranızda konuşmuşsunuzdur, düğünü ne zaman düşünüyorsunuz ? -düğün tabi ki erkek tarafının işidir, ama kızımızın da ne söyleyeceği önemli. he baba sat, hemen sat, bütün takımı galatasaraya sat. -yani biz önce sizin tanışmanızı istedik, sonra düğüne hep birlikte karar verelim diye düşündük. ben daha askerliğimi yapmadım, okulum bitmedi, doğru düzgün bir işim yok. baban da ne biçim adammış yahu, içki sigara sormadı. -yani bence ben bi askerlik işini halledip geleyim, sonra düğünü yaparız. -oğlum sana askerliğini yapmadan nasıl iş veriyorlar ? dedi kızveren. kızına sor tarrağım dedim içimden, kızın bana iş oldu da dedim. -yani onu çok kafama takmadım yaparım bi ara biter. -KIZIM ! -baba erdalın işi var öyle düşünme. düşün ya bence öyle düşün. -beyfendi oğlunuz ne işle meşguller ? baba yapıştır. -küçükken marangozda çıraklık yapmışlığı vardır. aha babam bildiğin gülüyo lan, babam canım babam. -baba ben erdalı seviyorum. babası bak beş yaşında dondurma sever gibi, acımıyor musun kızına, gaddar mısın sen, kulak memeni okşama lan! -bakın ben sizden kız istemeye gelmedim, ayrıca siz beni kovamazsınız ben istifa ediyorum. -erdal ne diyosun ya! -oğluşum dur hemen köpürme. -ya anne banane ya, ne işle meşgul müşüm, kızının dırdırı var, hayatın vırvır var, ne işle meşgul olur insan başka, at yarışı oynuyorum kalan zamanlarda. bir de sikiyim galatasarayı. -aşkım lütfen yapma. geri dön, geri dön, ne olur geri dön, uzanıp tutuver elimi... -ama aşkım kızveren var, kızveren var. sanki kulübe hoca alıyo, sanane lan benim tuttuğum takımdan! kızveren artık iyice kudurmuştu, evini terk etmezsek polis çağırmakla tehdit etti bizi götüm. -oğlum seni niye böyle yapıyosun? -baba, sen annem ben ve kardeşimden sonra en çok neyi seviyosun? aslında pat diye vereceği cevabı, soru zor olduğu için düşünüyor edalarıyla geçiştirdi biraz, sonra biraz mana katarak konuştu: -yani oğlum cevabı sen de biliyorsun ama ben annen ve sizden sonra trabzonsporu seviyorum, o kız senin sevdiğin kız sonuçta, trabzonspordan önce gelmesi gerekir. biz dar sokaklarında, dinemeyen yağmurunda, kendimizi bulduk, rengine tutulduk, aşık olduk biz sana, günleri tükettik ömrümüzü verdik, bordo mavi uğruna. aklımdan bunlar geçerken çocukluğumda banane demek için yaptığım omuz silkme hareketini yaptım. -sen bilirsin oğlum. -oğluşum sen nasıl mutlu olursan biz öyle mutluyuz. yine bi film çevirdim. -işte yeni filmimi yazıyorum, zaten bu aralar evlilik filan doğru olmazdı benim için. msj: -aşkım niye bugün öyle yaptın? -aşkım lütfen cevap yaz :(( -aşkım ne yapıyosun ? msj: -film çevirmekle meşgulüm.